Herkesin konuştuğu popüler yapımları bir kenara bırakın. Bazen en iyi hikayeler, algoritmanın size sunmadığı karanlık köşelerde saklıdır. Bu hafta da klasik anlatı şablonlarını yıkan, görsel diliyle büyüleyen ve “Ben az önce ne izledim?” dedirten son dönemin en iyi bağımsız ve alternatif yapımlarını mercek altına alıyoruz. Eğer ana akımın güvenli sularından çıkıp zihninizi gerçekten zorlayacak yeni ufuklara yelken açmaya hazırsanız, bu liste tam size göre.
— FİLMLER —
1) The Substance (2024) Coralie Fargeat imzalı bu Fransız yapım, Cannes’da En İyi Senaryo ödülünü alırken izleyicilerin aklını başından aldı. Kariyerinin zirvesindeyken bir fitness yıldızı olmak için “madde”ye başvuran bir kadının hikayesi; ama bu filmi sıradan bir vücut-korku sineması olarak tanımlamak büyük haksızlık olur. Güzellik takıntısını, yaşlanma korkusunu ve toplumun kadına bakışını o kadar keskin, o kadar vizyoner ve o kadar mide bulandırıcı bir şekilde anlatıyor ki, finalden sonra aynaya bakmaktan çekinebilirsiniz.
2) I Saw the TV Glow (2024) Jane Schoenbrun’un bu psikedelik kabusu, banliyö yaşamının altındaki varoluşsal boşluğu öyle tuhaf ve hipnotik bir görsel dille anlatıyor ki, izlerken rüyada mısınız yoksa uyanık mı olduğunuzu sorguluyorsunuz. Ortak bir TV programı üzerinden birbirine bağlanan iki gencin hikayesi; kimlik, gerçeklik ve kaybolup gitme üzerine bu kadar özgün bir şey çok az görürsünüz.
3) Civil War (2024) Alex Garland (Ex Machina, 28 Days Later) bu kez yakın gelecekte iç savaşa sürüklenen bir Amerika’yı, bir grup savaş muhabirinin gözünden anlatıyor. Siyasi yorum yapmaktan bilinçli kaçınan bu film, savaşın ham ve vahşi gerçeğini size doğrudan yüzünüze fırlatıyor. Bazı sahneler öylesine rahatsız edici ki, neden bu kadar rahatsız olduğunuzu kendinize sormak zorunda kalıyorsunuz.
4) Hundreds of Beavers (2024) Bu hafta listemizde tamamen farklı bir enerji var. 19. yüzyıl Amerikan sınırında geçen, siyah-beyaz çekilmiş, sessiz film estetiğini Looney Tunes absürtlüğüyle harmanlayan bu bağımsız yapım, gerçek anlamda biricik. Bir elma şarabı satıcısı nasıl efsanevi bir avcıya dönüşür? Cevap, tahmin edemeyeceğiniz kadar saçma ve dahiyane.
5) Kinds of Kindness (2024) Yorgos Lanthimos (Poor Things, The Lobster) bu kez üç birbirinden kopuk ama tematik olarak iç içe geçmiş hikaye anlatıyor. Her biri kendi içinde bir kara komedi, bir gerilim, bir trajedi olan bu antoloji; insanın itaat etme, kontrol etme ve anlam arama güdüsünü o tanıdık Lanthimos soğukluğuyla didik didik ediyor. Sonunda ne hissedeceğinizi bilemezsiniz; ama bir şeyler hissedersiniz.
— DİZİLER —
1) Shōgun (2024) Bu dizi bir fenomen haline geldi ve hak ediyor. 16. yüzyıl Japonya’sında iktidar mücadelesi veren daimyolar, klanlar ve bu kaotik ortamda mahsur kalan bir İngiliz denizci. Ancak Shōgun’u özel kılan şey savaş sahneleri değil; güç, sadakat ve kültürel çatışmayı bu kadar katmanlı ve sabırlı bir şekilde işlemesi. Her bölüm kendi içinde neredeyse bir roman gibi hissettiriyor.
2) Baby Reindeer (2024) Netflix’in bu İskoç otobiyografik mini dizisi, takip obsesyonu ve tacizi bu kadar ham, bu kadar güçsüz ve bu kadar dürüstçe anlatan başka bir yapım hatırlamıyorum. Richard Gadd hem yazdı hem oynadı; ve kendine dair o kadar rahatsız edici gerçekleri ekrana döktü ki, izlemenin ayrıcalık mı yoksa ihlal mi olduğunu sorguluyorsunuz. Kısa ama ağır.
3) Fallout (2024) Video oyunu uyarlamalarının neredeyse tamamı hayal kırıklığıyla biter; Fallout ise bu kalıbı kırdı. Nükleer savaş sonrası distopik Amerika’sı, hem oyun hayranlarını hem de hiç oynamamış izleyicileri aynı anda büyülemeyi başarıyor. Kara mizahı, vahşeti ve gerçek anlamda özgün karakterleri bir arada tutabilen, seyredilesi bir kaos şöleni.
4) Eric (2024) 1980’lerin New York’unda, alt kültürün, pisliğin ve umutsuzluğun içinde kaybolmuş bir çocuğu arayan bir babanın hikayesi. Benedict Cumberbatch burada kariyerinin en zorlu ve en cesur performansını sergiliyor. Ama asıl vurucu olan şey, şehrin o dönemki çürümüşlüğünü, evsizleri ve sistemi bir suç geriliminin içine ne kadar ustaca yerleştirdiği.
5) Interview with the Vampire — Sezon 2 (2024) AMC’nin bu radikal vampir uyarlaması, Anne Rice’ın klasiğini alıp tamamen yeniden icat etti. Siyahi bir ana karakter, queere açık bir aşk hikayesi ve ırkçılığı, gücü, ölümsüzlüğün lanetini bu kadar karanlık ve stilize işleyen başka bir vampir dizisi yok. İkinci sezon, birincinin bıraktığı her şeyi daha da yukarı taşıyor.
Son söz Ana akım sinemanın ve televizyonun bize sunduğu o tek tip, tahmin edilebilir hikayelerden sıkıldıysanız, bu 10 yapım size ilaç gibi gelecek. Belki izlerken rahatsız hissedeceksiniz, belki bölüm bitince boş ekrana dakikalarca bakacaksınız; ama kesinlikle unutamayacaksınız. Çünkü Motiflex ruhu tam olarak bunu gerektirir: Klişelerden uzak, cesur ve sarsıcı olmak. Şimdiden iyi seyirler!
Tüm detaylar Motiflex’te! Bunun gibi birçok güncel haber ve derinlikli öneri Motiflex sitemizde mevcut. Sinema dünyasından en yeni gelişmeler, vizyona girmeyen gizli cevherler ve dizi incelemeleri için bizi takipte kalın. Sitemizde her gün yepyeni içerikler geliyor, eğlence dünyasının karanlık ve estetik nabzını Motiflex ile tutmaya devam edin!